16 Ocak 2015 Cuma

SÜLEYMAN SEBA : 100. YILIMIZI ŞAMPİYONLUKLA SÜSLEYELİM...

(Beşiktaş Dergisi – 100. Yıl Özel Sayısı / Röportaj: Tuğrul Yenidoğan) 
Tuğrul Yenidoğan
Tuğrul Yenidoğan - Süleyman Seba

 Beşiktaşlıların efsane başkanı Süleyman Seba..  60 yılını kulübüne hizmet ederek geçirmiş bir büyük Beşiktaşlı...16 yıl süren kulüp başkanlığına son noktayı koymasının ardından Beşiktaş kongresinin oy birliği ile Onursal Başkanlığa getirdiği Seba... Öyle sonradan olma Beşiktaşlı değil, Kabataş lisesinde okumuş, Valideçeşme’ den su içmiş, 7-8 Hasan Paşa fırınının ekmeğini yemiş has bir Beşiktaşlı Seba. ‘’ Şimdi plazaların olduğu 56 sahasında saatlerce top oynardık. Ardından koşa koşa Valideçeşmesine gelir, musluklarından akan buz gibi Hamidiye suyunu kana kana içerdik. Ne günlerdi onlar...’’ diye 60-65 yıl öncesini anlatırken gözlerinin içi gülen, çocukluk günlerinden bu güne Beşiktaş semtinden hiçbir zaman kopamamış, Beşiktaş’ın suyunu içmeden, Beşiktaş’ın havasını teneffüs etmeden yapamamış bir çınar Seba... Kimi zaman futbolcu olmuş, kimi zaman idareci, kimi zaman başkan... Üstlendiği görevler değişmiş zaman içerisinde değişmesine de, o Beşiktaş semtinin  hiç değişmeyen mütevazi ‘’Süleyman abi’’si olmuş her zaman. Yıllar yılı Beşiktaş’la yoğrulmuş, Beşiktaş’a adanmış, Beşiktaş’ la anlam bulmuş onun yaşamı. O Süleyman Seba, o Beşiktaşlıların efsane başkanı...

Onursal başkanımızla söyleşimizi, Beşiktaş müzesini kıskandıracak zenginlikte, her köşesinde Beşiktaş tarihinden bir başka parçanın yer aldığı Valideçeşme’deki evinde yapıyoruz. O duvarları süsleyen fotoğraflarla, o raflara sığmayan ödüller, plaketlerle, dosyalar dolusu belgelerle, Beşiktaş’ın tam 60 yılı Süleyman abinin evinde nefes alıyor adeta. Duvarlardaki fotoğrafları gösterirken, futbol oynadığı dönemlerden kalma bir eski takım fotoğrafına gözü takılıyor, iç çekiyor, belki de bir an için o günlere dalıp gidiveriyor : ‘’Şükrü, Çengel Hüseyin, Hakkı kaptan, Çaçi, Ali İhsan, Vedii, kalecimiz Feyzi, Yavuz, Kemal...’’ diye saymaya başlıyor. ‘’Çoğu rahmetli oldu. Hepsi eski dostlar. Eski dostlardan kaç kişi kaldık ki geriye... Toplasan 5-6 kişi ancak varız..’’ derken gözleri buğulanıyor.

‘’ Abi, 5 dönem idarecilik yaptın, Beşiktaş’a kimselerin talip olmadığı güç dönemlerde yönetim kurulları oluşturmak için koşuşturdun. Başkanlar buldun, idareciler buldun. Basamakları birer birer çıktın, Beşiktaş’ın en uzun süre başkanlığını yapan kişi olarak tarihe geçtin. Ama ben idareci veya başkan Süleyman Seba’yı değil, Beşiktaş formasını terleten futbolcu Seba’yı anlatmanı istiyorum’’ diyerek konuyu değiştiriyorum.

‘’ Burada büyüdük, burada okula gittik. 56 arsasında, Taşlık sahasında top peşinde koşardık...’’ diye başlıyor anlatmaya. ‘’ 1943 senesiydi. Kabataş lisesinde okurken okul takımında oynardım. Henüz 15-16 yaşlarında çocuğuz. Hakkı kaptan ve o günün idarecilerinden meşhur kör Fehmi oynarken izlemişler beni. Beşiktaş genç takımına davet ettiler. Koşa koşa gittim...’’

Beşiktaş genç takımını attığı gollerle şampiyonluğa taşımış Süleyman Seba. Genç takımda forma giydiği 3 yıl boyunca almadıkları kupa kalmamış. Antrenörleri Refik Osman Top’un üzerine titrediği bir oyuncu olmuş kısa sürede. 1946 yaz aylarına girildiğinde Beşiktaş A takım santraforu Kemal Gülçelik vatani vazifesini yapmak üzere askere çağrılmış. Hakkı kaptan da harıl harıl santrafor arayışına girmiş. Bunu duyan Refik Osman: ‘’Dışarıda ne arıyorsunuz, Süleyman var ya. Alın takır takır oynasın..’’ diye haber göndermiş Hakkı kaptana.

’46 senesinin 30 Haziran’ında ilk kez Beşiktaş A takım formasını giydim...’’ diye anlatıyor Süleyman Seba. ‘’Rakip Fransızların ünlü F.C. Anguleme takımı. Çok sıcak bir havada Şeref stadının dolu tribünleri önünde maça çıktık. A takım forması altında ilk golümü o maçta attım. Tribünler uzun süre alkışlamıştı golü. Fransızları 3-1 mağlup ettik. Ondan sonra 53 yılında menüsküs illetine yakalanıp futbolu bırakmak zorunda kalana kadar Beşiktaş formasını giydim...’’ ‘’Ne yani abi, bir kez sakatlanan futbolu bırakıyor muydu o senelerde?’’ diye soruyorum. ‘’ O zaman tıp bu kadar ileri değil. Sakatlandın mı yandın. Yedek oyuncu yok maçlarda. Maçta sakatlanırsan ya 10 kişi bırakacaksın takımını, ya da sakat sakat devam edeceksin. Sahalar jilet gibi. Yere düştün mü bir parçasını sıyırıp alıyor bacağının. Askerden döndükten sonra uzun süre mücadele ettim menüsküs illetiyle. Baktım iyileşmiyor bacağım, Sadri beyle konuştum, futbolu bıraktım. İşte bu şartlarda mücadele ettik, bu şartlarda kupalar kazandırdık Beşiktaş’a...’’ diye anlatıyor.

‘’İnönü stadında atılan ilk golün sahibi olmak şerefi de sana ait’’ diye hatırlatıyorum. ‘’Öyle olmuştu...’’ diyor. ‘’ 1947 senesi. İsveç’in meşhur A.İ.K takımı gelmişti açılış maçı için. Mahşeri bir kalabalık vardı. Maçın ilk yarısında deniz tarafındaki kaleye hücum ediyoruz, rahmetli  Hikmet sol kanattan ortaladı, yetiştim, vurdum. 1-0 öne geçmiştik.... Yıllar sonra başkanlığım sırasında Avrupa kupalarında Goteburgh ile oynuyoruz. Başkanları maçtan önce şeref tribününde geldi, bana sarıldı. Meğer o da 50 yıl önceki açılış maçında A.İ.K forması giyen oyunculardan biriymiş. Beni görür görmez hatırlamış, sarmaş dolaş olduk...’’

Kemal Gülçelik’in takıma dönmesinden sonra uzun yıllar sağ açık olarak görev yapmış Beşiktaş’ta Süleyman Seba. Süratli, çalımı seven bir forvet oyuncusuymuş. Saha içinde de, saha dışında da efendiliğiyle tanınır, sevilirmiş arkadaşları tarafından. Faulsüz, temiz bir oyun tarzı varmış. Meazza, Eric Kean, Pupo Sandro gibi ünlü hocalarla çalışmış. A Milli, Ordu Milli takımı formalarını başarıyla taşımış. ‘’O yıllarda unutamadığın bir maçı anlatır mısın abi?’’ diye soruyorum, ‘’1949-50 sezonu lig şampiyonluğunu kazandığımız Fenerbahçe maçını unutamam...’’ diye anlatmaya başlıyor...‘’Berbat bir havada, çamur bir zeminde, takım olarak yürekten bir mücadele ortaya koymuştuk. Rahmetli Çengel Hüseyin’in attığı golle Fenerbahçe’yi 1-0 mağlup ettik, şampiyon olduk. Maç sonunda her birimiz çamurdan adamlar gibi olmuştuk. Ancak şampiyon olduğumuz için çok sevinçliydik’’

Şampiyon Beşiktaş takımı o yıl  A.B.D’ye davet edilmiş. Amerika’da oynadıkları maçların da özel bir yeri var Süleyman Seba’nın hatıraları arasında. Beşiktaş’ı ve Türk futbolunu başarıyla temsil etmişler. Çeşitli eyaletlerde Amerikan takımlarıyla ve İngiliz şampiyonu Manchester United takımıyla karşılaşmışlar. O günlere ait bazı Amerikan gazetelerini saklamış Süleyman Seba. Bana gösteriyor, içlerinden Chicago Tribun’e açıp bakıyorum. Gazete büyük yer ayırmış Beşiktaş’ın Chicago All Star karşısındaki 5-2’lik galibiyetine. Maçı yorumlayan yazar da mükemmel bir futbol ortaya koyan sağaçık Süleyman’ı öve öve bitirememiş desem yeridir.

Para karşılığı değil, renk aşkıyla taşımış senelerce Beşiktaş formasını. Tek kuruş transfer ücreti almadan bırakmış futbolu. Yokluklar içinde sürmüş futbol hayatı. En çok kulübüne ait bir lokalin, bir çim sahanın hasretini çekmiş o dönemlerde. Akaretler’ de Naciye’nin kahvehanesinde toplanırlarmış futbolcu arkadaşlarıyla. Oradan giderlermiş Şeref stadındaki idmanlara. Belki de o günlerde içinde yer eden hasretin etkisiyle, futbolu bıraktıktan 32 yıl sonra başkan olarak göreve başladığı ilk günden 16 yılın ardından görevini tamamladığı son güne kadar, ondan önce dikili bir ağacı bile olmayan kulübüne birbiri ardına muhteşem tesisler kazandırmak için çalışmış, çabalamış. Evinin arka balkonundan BJK Plaza’ ya bakarken belki de yokluklar içerisindeki o günleri anımsıyor, ‘’nereden nereye geldik’’ diye dalıp gidiyor. Belki de kulübüne kazandırdıklarının gururuyla balkonunun Boğaz manzarasını kapayan bu iki yüksek binadan hiç ama hiç şikayetçi olmuyor.
Tuğrul Yenidoğan

 ‘’100. yılımızda seni en çok ne mutlu eder abi?’’ diye soruyorum, ‘’İnşallah 100. yılımızı şampiyonluk kupasıyla süsleriz.’’ diyor. ‘’Şampiyon olur muyuz?’’ diye soruyorum, her zamanlı temkinli tutumuyla iddialı konuşmaktan kaçınıyor, ancak sonra ekliyor: ‘’Böyle devam ederlerse oluruz. Görünen o ki, böyle de devam ederler.’’ En beğendiği Beşiktaşlı futbolcuyu soruyorum. Hiç düşünmeden ‘’Pancu’’ diye cevap veriyor. ‘’Çok iyi oyuncu, takıma çok faydalı’’ diye ekliyor.Beşiktaş yönetiminin takımın başına Lucescu’yu getirmekle son derece isabetli bir karar aldığını, söylüyor. Lucescu’nun en çok hangi yönünü beğendiğini soruyorum: ‘’ Mütevaziliğini’’ diye cevap veriyor. Romen teknik adamın mütevazi tavırlarının Beşiktaş kimliğiyle son derece uyuştuğunu söylüyor. Futbolu iyi bildiğini, çalışkan ve zeki biri olduğunu ekliyor. Maçlara gelmiyor belki ama, Beşiktaş’ı yakından takip ediyor Süleyman Seba. Beşiktaş’ın maçının olduğu geceler dışarı çıkmıyor, evinde yalnız başına izliyor televizyondan. Tabii öyle baştan sona değil. Geçiyor TV karşısına, birkaç dakika izliyor, heyecanlanıyor, birkaç dakika kapatıyor televizyonu, sonra dayanamıyor, yine açıyor...

Söyleşi için teşekkür ediyorum onursal başkanımıza. Tam kapıya doğru yürürken, tesadüf bu ya, oturma odasındaki sehpasının üzerinde sürekli açık duran küçük radyosundan Gültekin Çeki’nin rast makamındaki bestesinin nameleri yayılıyor odaya: ‘’ Unutulmuş birer birer. Eski dostlar, eski dostlar... Ne bir selam, ne bir haber. Eski dostlar, eski dostlar...’’

Tuğrul Yenidoğan


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder