13 Ocak 2015 Salı

BİZ RUMELİLER'DE BEŞİKTAŞ SEVGİSİ BİR BAŞKADIR...
Tuğrul Yenidoğan
6 Mayıs 1932. Sol başta elinde Türk bayrağı ile Şeref Bey, Beşiktaş futbol
takımını Üsküplü futbolseverlerle  buluşturmuş. Hemen yanında kaleci Sadri,
yani bir dönem sonrasının yaman yöneticisi "Arap Sadri" Usuuğlu. Fuat, Şeref,
Hakkı, Selahattin, Tevfik, Halis, Tahir, Hayati, Fevzi, Eşref, İbrahim sıralanıyorlar.


Rumeli kökenlilerin büyük bir çoğunluğunun neden Beşiktaşlı olduğunu, Rumeli'de Beşiktaş'ın neden biraz farklı sevildiğini hiç düşündünüz mü?

Ben Gostivar kökenli bir ailenin çocuğuyum. Şimdilerde Makedonya'nın kuzeybatı kesiminde bulunan küçük bir Osmanlı kasabası... Üsküp'e 65 kilometre uzaklıkta...

Orada doğan babam koyu mu koyu Beşiktaşlı... Beni daha 6 yaşımda elimden tutarak Kara Kartalların maçına götüren ve Beşiktaşlı yapan sevgili babam...

Beni "Tuğrulçe" diye seven rahmetli dedem Hüseyin aga da bir başka bakardı Beşiktaş'a... Onların söyleyişiyle: "Ayrandılar be Beşiktaş'a..."

Eee kolay değil, her göç içerisinde bir hüzün, bir acı, bir hasret barındırır... Kendi doğduğun topraklar bir anda el değiştiriyor. Ana vatanından kopuveriyorsun. Yıllarca memleketine, soydaşlarına olan hasretle yaşıyorsun. Ardından vatanına göç ediyorsun. Bu kez de doğduğun, büyüdüğün toprakların özlemi oturuyor yüreğine... Kolay değil... Yaşayan bilir...

Peki bu Rumelilerdeki Beşiktaş sevgisinin arkasında kim var?
Elbette ki, Beşiktaş kulübüne futbolu getirdikten sonra Beşiktaş sevgisinin tüm fidanlarını tek tek elleriyle dikmiş, büyütüp yaşatmış Ahmet Şerafettin, yani ŞEREF BEY...


Tuğrul Yenidoğan
Akşam gazetesinin 28 Nisan 1932 tarihli nüshası Beşiktaş'ın
Balkanlar'a yapacağı seyahati haber veriyor.

Düşünün, genç Cumhuriyet'in ilk yıllarında, onca imkansızlığa ve zorluğa rağmen Beşiktaş takımını 3 kez Balkanlar'a götürmüş Şeref Bey... 1926'da Bulgaristan, 1927'de Romanya ve 3. Balkan seyahatinde 1932'de Belgrat ve Üsküp'e...

Düşünün, siz bir Rumelili olsanız, bir Üsküplü olsanız, soydaşlarınızın hasretiyle yanıp tutuşsanız ve Hakkı'lı Şeref'li, Eşref'li, Hayati'li Beşiktaş takımı hasret gidermeye sizin topraklarınıza misafir gelmişse nasıl Beşiktaşlı olmazsınız?

Beşiktaş 1932 Mayıs ayında Şeref Bey'in önderliğinde gerçekleştirdiği 3. Balkanlar ziyaretinde 10 günde 5 karşılaşma oynamıştır:
Belgrat Karması (1.5.1932) ve Beogradski (2.5.1932) takımlarıyla Belgrat'ta,
Slavia (4.5.1932) takımı ile Saray Bosna'da,
SK Üsküp (6.5.1932) takımı ile Üsküp'te,
ve Kumanova Karması ile (10.5.1932) Kumanova'da...


Tuğrul Yenidoğan
SK Üsküp karşısına çıkan Beşiktaşlı futbolcular. En sağdaki kaleci Sadri fotoğraf karesinde çıkmamış.

Ancak muhakkak ki bu karşılaşmaların biz Rumeliler gönlünde en iz bırakanı, Üsküp'te oynanan ve 3-1 Beşiktaş'ın galibiyetiyle biten karşılaşmadır.



İsterseniz o karşılaşmanın ayrıntılarını da, o gün Türkiye'de basılan spor dergilerinde yayınlanmak üzere bizzat ŞEREF BEY tarafından kaleme alınan ve Üsküp'ten gönderilen mektuptan öğrenelim:

14 Mayıs 1932, Üsküp-Yugoslavya

Size ikinci mektubumun yazısını (Skobley) den yazıyorum, yarısını da yolda tamamlıyorum.
Bundan evvelki ilk yazımda Belgrat'ta oynadığımız ilk iki maçın tafsilâtını vermiştim. Belgrat'ta son maçı ayın ikinci Pazartesi günü oynamıştık. Akşamı Belgrat'tan hareket ettik.
Ertesi gün Saraybosnalıların yürekten kopan kardeş tezahüratı ile karşılandık. Binlerce ihtiyar kadın erkek genç, çocuk binlerce halkın çığlıklar koparan ve sevinç göz yaş1arı döken kolları arasında idik.

Yarım asrı mütecaviz bir zamandan beri ilk olarak bir Türk kitlesi onları ziyaret ediyordu. Burada hakkımızda izhar edilen hissiyatı (gösterilen duyguları) ifadeden acizim. Bütün Sırp, Hırvat, Boşnak sporcu insanların yek ahenk olarak aynı hisle meşbu idiler.

Bir gün sonra Saraybosna'nın Sılâvyasının stadında ora şampiyonu Sılâvya külübüyle karşılaştık. Bu takım Yugoslâvya ye Beogradski ile Milli şampiyonada çarpışmış ye aynı dereceyi tutan neticeler almış.. Binaenaleyh bu üçüncü rakibimiz de ihmâl edilmeyecek bir kuvvetti.

Bilhassa galibiyetimizi bekleyen bu muhitte.. Bizim takım ayağından sakatlanan Hüsnü ve Feyzi'nin bir gün evvel Ilıcalarda tedavi edilmelerine rağmen zaif (zayıf) denilebilecek şu kadro ile oynadı:

Sadri - Hüsnü, Tevfık - Fahri, Tahir, İbrahim - Hayati, Salâhattin, Hakkı, Eşref, Fuat.

Müsabakayı bir Sırp hakem idare ediyor. İlk dakikalardaki Sırp hücumlarını biraz sonra bertaraf ettik. Bizim akınlarımız ofsaytla ve faulle kesiliyor.. Rüzgâr altındayız. Hakemin hüküm ve kararları zaif. Böyle mütereddit hakemle rüzgâra karşı maç yapmak çok tatsız oluyor.

9 uncu dakikaya kadar kalelerinin önünde oynadık. Bizim kalemizin ilk geçirdiği tehlike bu dakikada sol açığın çektiği sıkı bir şuttan doğdu. Fakat Sadri bunu tuttu. Santrhaf bekleri harikulâde yüksek bir oyuncu. Sol bek ve sağ hafta ondan aşağı değiller.

İstanbul'da bizim karşımızda Beogradski saflarında oynayan meşhur şütcü (şutçu) soliç Mariç ye sağiç Krinayiç asker olduklarından burada ve bu takımdalar. Yani karşımızda ihmâl edilmeyecek bir hücum hattı mevcuttur.

Buna ve rüzgâra rağmen vakit vakit hakimiz. Bu ara bir çarpışma neticesinden Fahri'yi de oyun haricine çıkarmaya mecbur olduk. Bu öyle bir çıkıntı oldu ki çocuk oyunun devamı müddetince bir daha uyanamadı. Solaçığa Şeref geçti, Salâhattin haf beke alındı.
Fakat oyunumuz gittikçe açılıyor ve hakimiyeti adım adım kendimize çekiyoruz. Silâvya kalesi için her an gol bekleniyor. Böylece 44 üncü dakikayı bulduk. Onların kararlı bir hücumunda Tevfiğin tam yerinde ve nizamlı bir şekilde koyduğu ayağı hakem bir penaltı ile cezalandırdı. Sırp takımı bu suretle ilk devre 0-1 bitirmiş oldu. Haftayim arasında hakem yanıma geldi. “Penaltı verdim ama değildir. Heyecanla düdüğü çalmış bulundum, affedersiniz,, dedi. Ne denir? Nazik adammışım!..

İkinci devrenin hemen dördüncü dakikasında bu haksızlığı telâfi ettik. Sol açık Şeref'ten gelen ve Eşref tarafından ikmâl edilen bir pas. Hakkı karşısındaki müdafii atlatarak sıkı bur şutla Sırp kalesine soktu. Bu gol çok alkışlandı. İkinci haftayim daha ziyade bizim tazyikimiz altında ceryan etmesine rağmen iki tarafa da sayı vermeden bitti.

Netice fena değildi. Hele bu Belgratta iki maçı arka arkaya oynamış ve çok zedelenmiş takımın bu görgüsüz hakeme ve 33 saat devam eden dar hatlı tren yolculuğuyla rağmen olursa..

O akşam Boşnak kardeşlerimiz bize Elkamer kulübünde ikindi bir veda ziyafeti çektiler... Bu ziyafet ve teati edilen çok samimi nutukları unutamayacağım.

Hemen o gece saat onbirde Skobley yani eski Uskübe haraket ettik. İki defada tren değiştirmek suretile 34 saatlik çok yorucu seyahatten sonra oraya vardık ve daha mütezait bir hararet ve muhabbetle karşılandık.

Ertesi gün cenubi (güney) Yugoslavya şampiyonu Sport klüp Skobley ile oynuyoruz. Bu kulüp Selaniğin meşhur Arisini yenmiş oldukça kuvvetli bir ekibe malik (sahip).

Bizim takım şöyle:
Sadri - Tevfik, Hüsnü - İbrahim, Tahir, Feyzi -Hayati, Selâhattin, Hakkı, Şeref, Eşref.
Hakem Ninolçic isminde genç Macar. Belgratta aldığımız neticeler ve ora gazetelerinin paskalya tatilini müteakip yaptığı neşriyat cenubi Yugoslavya şampiyonunu bize karşı çekingen ve maneviyatsız bir oyun tarzı kabul etmeye mecbur bırakmıştı. Daha ziyade müdafaalarına yüklenen bir oyun oynuyoruz.

Milli takımın ihtiyat (yedek) kalecisi olan bugünkü rakip kaleci cidden kıymetli... Nihayet devamlı tazyikimiz (bastırmamız) ilk semeresini beşinci dakikada verdi. Hakkının yerinde bir pasını hüsnü istimal eden Eşref sıkı bir şüt1e birinci golü yaptı. Bir dakika sonra şayanı hayret bir gol fırsatını kale çizgisi üzerinde bir aşağı bir yukarı dolaşan topa beş muhacim (hücum oyuncusu) bir tek darbe indirmediği için gene şayanı hayret bir şekilde kaçırdık.

Bundan sonra rakip gayrete geldi. Bizim müdafaa buna karşı bütün ihtarlarıma rağmen ofsayda düşürme sistemini takip ediyor. Halbuki hakemin bir görmemesi bu vaziyette bir gol demektir. Nitekim Belgrat'taki birinci maçımızda da on onbeş ofsaydı hakem görmemiş ve bunlardan bir tanesi gol olmuştu.

Fakat bu sistem, fazla yorgun olan Beşiktaş takımı müdafaa hattının işine geliyordu. Yani hareket imkânı azaldığı için tembel bir tabiye..

Bu suretle top mütekabil hücumlarda bizim tarafa geçtikçe beni korkutuyordu.. Nitekim 23 üncü dakikaya kadar kaybettiğimiz üç mühim gol fırsatına mukabil bu dakikada ofsayd tatbik eden müdafaanın bu yanlış tebiyesinin kurbanı olarak hakemin göremediği bir vaziyette ofsayttan gol yedik. Şimdi 1 - I berabere olmuştuk.

Bizden zafer bekleyen yüzlerce insanı endişeye sevk etmiştik Bu golden sonra halkın teşcikâr bağrışmaları arasında üst üste yaptığımız hücumlar bir netice vermedi.

İkinci devrede ofsayt usulünü terk ederek oynuyoruz. For hattımızda canlı bir kudret izhar ediyor. Topu ekseriyetle rakip nısıf sahasında tutuyoruz. 12 nci dakikada Eşref aldığı bir pası ikinci defa olarak ağlara taktı. Galip vaziyete geçmiştik. Halk mütemadiyen bizi alkışlıyor ve bu ses çocukları daha güzel oynatıyordu.

6 dakika sonra Hakkı Eşreften gelen uzun bir vuruşu iki çalımlı hareketle kaleci ile karşılaştırdı ve kenardan içeri soktu. Bu suretle 3-1 olmuştuk.

Ahmet ŞERAFETTİN





1930'lar Üsküp

1930'lar Üsküp

Osmanlı dönemi  Üsküp




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder